MEHMET EMİN YURDAKUL

Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944)

 
 
 
Semalarımıza kara bulutların çöktüğü, nazlı hilâlin boynunu büktüğü, türkülerimize hüznün hâkim olduğu, kalplerin kaybedilmiş insanlar ve elden çıkan topraklar için ıztırapla çarptığı bunalım dönemlerinde hürriyet ve istiklâle olan aşkı haykırarak milleti teyakkuza geçirecek olanlar eli kalem tutanlardır.
 
“Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et
Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet
Sevenleri toprak olmuş öksüz bir çocuk gibidir.”
                    ...   
                    ( Bırak Beni Haykırayım)                 
                                                                                                                          
diyen Mehmet Emin Yurdakul da bu hususa dikkat çekiyordu. Bu yazımızda Mehmet Emin Yurdakul’un hayatına, edebî şahsiyetine, Türk Yurdu Cemiyeti ve Türk Ocağı’nın kuruluşundaki yerine, Türk Yurdu’nun çıkmasındaki himmetine ve Millî Mücadele’de manevî cephemizi tahkim eden gayretlerine dokunacağız.
 
Mehmet Emin Bey, 13 Mayıs 1869’da Beşiktaş’ta doğdu. Babası balıkçı Hâlim Ağa’nın oğlu Sâlih Reis’tir. Annesi, Edirne civarında Hasköy'de ikâmet eden, aslen Şebinkarahisarlı, baba mesleği körükçülük olan Emine Hanım'dır. Hamdullah Suphî Tanrıöver, Sâlih Reis için: “Adını dillerimizde her zaman anmağa mecbur bulunduğumuz, bu mübarek adam iliklerine kadar Türk’tü. Okuyup yazmak bilmezdi; fakat eski Türklerin, eski gazâların hikâyesi ile dolu olan ruhu, tarihi sever oğluna okuttuğu beyitleri, sayfaları dinledikten sonra ‘Hey gidi günler!’ diye geçmişe hasret çeker son devir için utanır, yerinirdi.” der.
 
Mehmet Emin Bey yedi-sekiz yaşlarında Saray Mektebi de denilen Sıbyan Mektebi'ne başladı. Üç yıl sonra  Beşiktaş Askerî Rüşdiye’sini girdi. Ardından  Mülkiye Mektebi’nin idadî kısmına yazıldı, ancak tasdiknâme alarak  eğitimini yarıda bıraktı. 1887'de Bâbıâli Sadâret Dâiresi Evrak Odası[i]'na maaşsız kâtip olarak atandı. İki yıl sonra Mekteb-i Hukuk[ii]'a kayıt yaptırdı. Madam Mutt'un maddî desteğiyle ABD'ye gitme, orada İngilizce öğrenme ve tahsiline devam etme hâyali Madam Mutt'un anî ölümüyle suya düşünce, Mekteb-i Hukuk'a dönmedi. Bâbıâli kaleminde üç yüz elli kuruş aylıklı kâtip oldu. 1890 yılında Ebuzziya Matbaasında bastırdığı “Fazilet ve Asalet” adlı risaleyi Sadrazam Cevad Paşa’ya takdim etti. Cevad Paşa risaleyi beğendi ve Mehmet Emin Bey'i Rüsumat Emîni[iii] Hasan Fehmi Paşa'ya tavsiye etti. Hasan Fehmi Paşa, Mehmet Emin Bey'i yedi yüz kuruş maaşla önce Rüsûmat Tahrirat Kalemi Müsevvitliği[iv]’ne, bir müddet sonra da Rüsûmat Evrak Kalemi Müdürlüğü[v]’ne tayin etti. Mehmet Emin Bey, bu dönemde İstanbul'da olan Cemâleddin Afganî'yle tanıştı. Onun rahle-i tedrisinden geçmiş, Afganî'yi mürşid belledi.
 
Cemâleddin Efganî hakkındaki değerlendirmeler ifrat-tefrit yelpazesinde geniş yer tutan bir şahsiyettir. Hayrettin Karaman’a göre;
 
“XIX. yüzyıl  İslam dünyasının düşünce ve siyaset hayatından önemli yeri bulunan Efgânî'nin hayat hikâyesinde hâlâ aydınlatılması gereken noktalar mevcuttur.Bu durum, kendisinin çok hareketli bir hayat yaşamış olmasından ve kaynaklarda yer alan bilgilerdeki çelişkilerden ileri gelmektedir.”  
 
Ancak şurası katîdir ki ;
 
“....bu büyük  İslam müceddidi, Türk vatanında Mehmet Emin Bey'i bularak halk lisanında, halk vezninde milliyetperverâne şiirler yazmasını teşvik etmiştir.” (Ziya Gökalp)
 
“...açık tesirleri İslamcılar üzerinde olan Cemaleddin Afganî'nin İstanbul'da kaldığı dönemlerde, ‘insanlar arasındaki ittihadın dil ve din birliğine bağlı bulunduğunu’ telkin etmesi ile başta Mehmet Emin (Yurdakul) (1869-1944) olmak üzere Türkçüler üzerinde de tesiri olmuştur.” (Yusuf Sarınay)
 
1897’deki Yunan Harbi esnasında Selânik'te Asır gazetesi ve İstanbul'da Malumat  mecmuasında neşredilen
  
“Ben bir Türküm dinim, cinsim uludur
Sinem özüm ateş ile doludur
İnsan olan vatanının kuludur
Türk evladı evde durmaz giderim”
                     ...                    
(Anadolu’dan Bir Ses Yahud Cenge Giderken)   
                                                                                    
mısralarıyla başlayan “Anadolu’dan Bir Ses Yahud Cenge Giderken”  isimli şiiriyle millî  heyecanı arttırdı. Bu şiiri 1899’da neşredilen  “Türkçe Şiirler” isimli küçük şiir kitabında da yer aldı.
 
“Türkçe Şiirler” yayınlanır yayınlanmaz vatanperver duyguları işlediğinden takdire mazhar oldu. Abdülhak Hamit (Tarhan) İkdam Gazetesi'ne göre şairi şu sözlerle övmekteydi:
 
 “Türklere mahsus bir üslûp.Belki de vatanımızın dağ ve ırmaklarını andıracak şekilde yaratılıp ve milliyetimize mensup demek olan bu şiir vadisinde devam ettiğiniz, kasaba ve nahiyelerini gösterecek şekilde ilerlemek istediğiniz taktirde umumî rağmetin sizi karşılamaya emin olabilirsiniz. Şiiriniz okunurken yanımda bulunan yetmiş  yaşında bir ihtiyarın gözlerinden yaşlar akıyordu.Dediğim umumî rağbet için bunlar birer işarat, belki de müjde kabul edilebilir.
Bâki çalışma ve gayretleriniz devamlı olsun efendim.”
 
Şemseddin Sâmi şaire yazdığı bir mektupta :
 
“ ...Milliyetçi, duygu ve fikirlerin millî bir dille ifade edilmesi, işte şair budur, işte edebiyat budur.”  diyordu.
 
Uzun süre Rüsûmet Evrak Kalemi Müdürlüğü’nde kalan Mehmet Emin Bey, gizli bir cemiyet olan İttihat ve Terakki'yle münasebeti ve şiirlerinde idâre aleyhinde fikirleri işlemesi sebebiyle Erzurum Rüsûmet Nâzırlığı’na ve meşruiyetin ikinci kez ilânından bir süre evvel Trabzon Gümrük Nâzırlığına gönderildi. 1909'da ilk İttihat ve Terakki hükümetince kendisine Matbuat Umum Müdürlüğü verildiyse de kabul etmedi. Kerhen Bahriye Nazırlığı Müşteşarlığı vazifesini üstlendi ancak kısa süre sonra istifa etti.
 
Daha sonra birer yıl arayla  Hicâz ve Sivas Valiliğine vazifesini deruhte etti. 1910 yılında istifa ederek İstanbul'a döndü. Bu arada 1908 yılı sonralarında aralarında Yusuf Akçura, Necip Asım ve Veled Çelebi, Müftüoğlu Ahmet Hikmet'in de yer aldığı birtakım aydınlar tarafından Türk Derneği kurulmuş ve aynı adı taşıyan bir mecmua yayın hayatına başladı.Türk Derneği daha sonra kurulacak Türk derneklerin aksine bünyesinde Osmanlı gayr-i müslimlerine ve Osmanlı vatandaşı  olmayan kimselere de  yer veriyordu. Ziya Gökalp, bu faaliyetlerin âkim kalışını şu sözlerle ifade eder:
 “24 Temmuz inkılâbından sonra Türkiye'de Osmanlılık fikri hâkim olmuştu. Bu esnada, intişara başlayan Türk derneği mecmuası, gerek bu sebepten, gerek yine tasfiyecilik cereyanına kapılmasından dolayı hiç bir rağmet görmedi.”
 
Bir başka Türkçü cemiyet olan, Türk Yurdu Cemiyeti  31 Ağustos 1911'de Mehmet Emin (Yurdakul), Ahmet Hikmet, Ağaoğlu Ahmet, Hüseyinzâde Ali, Doktor Âkil Muhtar gibi şahsiyetler tarafından kurulmuştur.
 
Türk Yurdu Cemiyet'i “Türklerin faidesine çalışır” serlevhasıyla Türk Yurdu mecmuasını çıkardı. Bu cemiyet,Türk Ocakları'nın hazırlık döneminde ortaya çıktığı için kurucuları daha sonra Türk Ocakları içinde yer aldı. Türk Yurdu mecmuasının imtiyaz sahibi ve Türk Ocaklarının kuruluş teşebbüslerine boyunca reisi Mehmet Emin Bey'dir.
 
İttihat ve Terakki yöneticileri Mehmet Emin Bey'e Türk Yurdu mecmuasındanki vazifesini terk etmesi şartıyla İstanbul Merkez Murahhassasını teklif ettiyse de Mehmet Emin Bey kabul etmedi. 1912 yılı başlarında İttihat ve Terakki Mehmet Emin Bey'i o istememesine rağmen vatanî hizmetin kudsîliğini öne sürerek Erzurum Valiliği'ne gönderdi. Mehmet Emin Bey, Türk Yurdu Cemiyeti ve Türk Yurdu'nu Yusuf Akçura'ya devrederek Erzurum'a gitti. Ancak 1913 yılında iktidarını pekiştiren İttihat ve Terakki kendisini Sivas Valiliği'nden emekli sevk etti.
 
I. Dünya Harbi yıllarında Türk milleti birden fazla cephede vuruşmaktayken Mehmet Emin Bey, Musul mebusudur. 1915 yılında “Tan Sesleri” adlı kitabı yayınlanır. Harbiye Nezareti, I.Dünya Harbi esnasında Çanakkale Cephesi’ndeki eşsiz mücadele ve kahramanlıkları tespit ettirip bu kahramanlık destanını diğer cephelere de yaymak gayesiyle başlatılan harp edebiyatı meydana getirme faaliyetleri çerçevesinde  İstanbul Edebiyat Heyeti’ni Çanakkale Cephesi’ne gönderdi.
 
Mehmet Emin Bey de bu heyete dahildi ve İstanbul'a dönüşüyle birlikte “Çanakkale Kahramanlarına”  ithaf ettiği “Ordunun Destanı”  adlı kitabı yayınladı. “Ordunun Destanı” Mustafa Kemal’den bahseden ilk manzum eser  olma vasfına haizdir.  Ordunun destanı kitabı “Orduya Selam”  ve “Ordunun Destanı” isimli iki uzun şiirden meydana gelir. 678 mısra olan “Ordunun Destanı” şiirinin son kıtaları şöyledir:
 
“Ey, bugüne şâhit olan sarp hisarlar
Ey, kahraman Mehmet Çavuş siperleri
Ey, Mustafa Kemallerin aziz yeri
Ey, toprağı kanlı dağlar, yanık yarlar!
Sizler burada gördügünüz büyük cengi
Elde kılıç parladıkça unutmayın ;
Bugünü de bundan üç bin yıl evvelki
Kahramanlık devri gibi unutmayın!”
                       ...                                
                            (Ordunun Destanı)
 
1916'da “Dicle Önünde”  adında  müstakil şiirden oluşan kitabı, 1917'de de “Hastabakıcı Kadınlar”  adlı kitabı yayınlandı.
 
 Yıl 1917...
 
Mehmet Emin Bey, 1890 yılında evlendiği Müzeyyen Hanım'ın memleketi olan Şarkîkarahisar (Şebinkarahisar) mebusuydu.1918'de “Turan'a Doğru”  ve “Zafer'e Doğru”  kitaplarındaki şiirleriyle askerimizi son bir gayrete davet etti. Askerimizin cephede canhıraş gayretlerine rağmen savaş aleyhimize neticelendi, akabinde İttihat ve Terakki kendini feshetti, ileri gelenleri  yurtdışına çıktı. Memleket içinde bulunduğu durumdan kurtulması için milletin imkânlarını seferber edecek kahraman evlâdını beklemekteydi. En son ocak sönmeden teslim olmamaya and içen Türk milleti, İzmir'in işgalini (15 Mayıs 1919)  telin için 23 Mayıs 1919 günü  Sultanahmet Meydanı'nı doldurdu. Mehmet Emin Bey, o mahşerî kalabalığa şöyle seslendi:
 
“Kardeşler, keşke asırların geceleri ve dünyaların mezarları gözlerime dolarak bir kör olsaydım. Sokak sokak dilense idim de milletimin, kulağımı parçalayan bu felâket seslerini işitmeseydim, bu kara günleri görmeseydim.Keşke göğün yıldırımları, yerin canavarları birleşerek beni kanlar içinde topraklara yuvarlasaydı da vatanımın bu musibeti huzurunda bulunmasaydım ve bu azapları çekmeseydim. Zira bugün uğradığı felâket ve musibetler o kadar acı!...”
...“Demir ve ateş; kardeşler ben bunlarla hiçbir vatan ve ırkın öldüğünü işitmedim. Şerefli bir tarih ve medeniyete, sağlam bir fazilet ve ahlâka, zengin bir şiir ve edebiyata, dinî ve millî ananelere, ırkî ve vatanî hatıralara mâlik olan bir milletin mahvolduğunu tarih göstermiyor...”
 
“Vur ey Türk, vatanın bakirlerine
Günahkar gömleği biçenleri vur;
 Kemikten taslarla, şarap yerine
 Şehitler kanını içenleri vur!
 
Vur, güzel âşıklar cenazesinden
Kırmızı meşaleler yakanları vur;
 Şehvetin raksına yetim sesinden
Besteler, şarkılar yapanları vur!”
                       ...                         
                            (Ey Türk Vur)
 
II.İnönü Savaşı esnasında Yusuf Akçura ve Mehmet Emin Bey İnebolu’ya geçti. Mustafa Kemal, Anadolu’ya geçmelerinden duyduğu memnûniyetini ve zafer haberini çektiği telgraftaki “Türk milliyetperverliğinin ilâhi müjdecisi olan şiirleriniz bugünkü mücadelemizin kahramanlık ruhuna doğuş ufku olmuştur. Gelişinizden duyduğum memnuniyeti ifade ile sizi milletimizin mübarek babası olarak selâmlarım” sözleriyle belirtmiştir.
 
Zafer haberini duyup, İnebolu’nun Hürriyet meydanında toplanan halka önce Mehmet Emin Bey, daha sonra Yusuf Akçura nutuk irad etti. Zafer haberini bildiren telgrafı açık artırmaya koyarak o günkü adı Hilâl-i Ahmer olan Kızılay’a 6 000 lira para toplamışlardır. Mehmet Emin Bey'in uzun nutkunun bir kısmını “Ey Türk Vur!” şiirinin tahlili  olarak da görebiliriz; “ İnönü zaferi gururun, tamahın muharebesi değil, vatanın, haritanın muharebesidir... Peygamberimiz Hz. Muhammed’le; memleketi, sandukası hakarete uğrayan Gazi Sultan Osman, mezarlarından kefenleriyle çıkarak Söğüt önlerine gelmiştir ve Allah’ın din, vatan ordusuna fetih, yardım gelmiştir... Ey Türk! Vur! Senin mazlum İzmir’in, yaslı Edirne’nin, esir İstanbul’un, Suriye ve Türkiye’nin bütün ümitleri sende. Bunlar ezanları susmuş; minareleri, minberleri yıkılmış; camileri, kandilleri kararmış kabileleriyle, esir ve mahpuslarla dolu zindanlarıyla senin Anadolu’na gözlerini dikmişler, kahraman evlâtlarından mucize bekliyor, vur! Senin beldelerine yangınlar, çocuklarına zincirler getirenleri, yeşil ovalarını kemiklerle ağartanları, gümüş ırmakları kanla kızartanları vur! Sana bir kara yılan gibi sarılmak istenen esareti boğmak için vur! Gururlu hırsları taşlara gömmek için vur! Ve silâhın kırılıncaya kadar vur! Seni, yukarıda Allah, aşağıda tarih seyrediyor, vur!”
 
Mehmet Emin Bey, 8 Nisan 1921’de Ankara’ya geçti. Millî Mücadele boyunca cephe gerisinden başta Ankara ve Adana olmak üzere milleti gayrete getirmek için didinip durdu. Aynı eser 1928 yılında “Mustafa Kemal”  adıyla tekrar yayınlandı. “Kral Corc” mensur eseriyle vatanımıza hayasızca ve pervasızca musallat olan “tek dişi kalmış canavar”a çatmış. Millî Mücadele’nin zaferle neticelenmesinden sonra 2.TBBM Şebinkarahisar mebusu oldu. Bir dönem sonra- 3.dönem Şebinkarahisar mebusluğu sırasında- Serbest Fırka’nın kurucuları arasında yer aldı. Kısa süren bu denemenin neticesiz kalması sonrası maddî ve manevî zorluklar uğraştı. Daha sonraki yıllarda Atatürk’ün vefalı tutumuyla, Urfa ve İstanbul mebusu olarak TBMM’de yer aldı.1939 yılında yayınladığı “Ankara” adlı eserinde  Atatürk ve inkılâplarını  ne kadar  kıymetli bulduğunu  anlattı.
 
Dilin anlaşma vâsıtası olduğundan dem vurmuş,  halk diline yakınlaşmasını savunmuştur, şiirde aruz geleneğini bırakıp hece veznini tercih etmiştir.Bu husustaki düşüncelerini şöyle ifade etmiştir:

“Ben daha ziyade elemlerin, acıların ve biçarelerin şiirini duyurmak istedim. Lisana gelince… Mademki bütün diller anlamak ve anlatmak için bir vasıtadır, bizim lisanımızın da bu gayeye göre halk tarafından anlaşılacak bir surette tasfiyesi lâzım geliyordu. Bundan dolayı biz, dilimizi Arap ve Acem terkiplerinin zincirinden kurtararak hür yapmak istedik. Şiirlerimizi de bu millî ve hür lisanla yazdık… Kendi millî, yani hece veznimizse dervişlerin ilâhilerinde, nefeslerinde, âşıkların koşmalarında, destanlarında ve halkın türkülerinde vardı. Tabiî biz bunu kabul ettik ve buna bir genişlik vermeğe çalıştık. Mevzularımızı memleketimizin hayatında bulduk. Hislerimizi halkın kalbinden aldık ve Türk sazı ile Türk ruhunu terennüme başladık.”
 
Kendisini,
 
“Genç çağdaydım, kendimi bir dikenli yolda buldum;
Hıçkırıklar işittim, gül ve bülbül bağlarından.
Felâketler topladım, Anadolu dağlarından;
Uzun sazlı Âşıklar diyarında şair oldum.
Ezgi koydum, âhlarla, figanlarla Türk şi'rine,
Öz dilimle haykırdım, "Ey milletim, uyan!" diye;
Viran yurdun dolaştım, bir şehrinden bir şehrine;
Saç ve sakal ağarttım ben de,`Vatan, vatan!` diye.”  
( Benim Ömrüm )                                                                                                                                                                        
şiiriyle kendisini anlatan  vatanperver şairimiz, 14 Ocak 1944 günü  ebediyete intikal etti. Çok sevdiği vatan toprağıyla kucaklaşan, Mehmet Emin Bey, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda metfundur. Kendisini rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.
                                     
Bütün Eserleri:
 
Fazilet ve Adalet (1890)
Türkçe şiirler (1899)
Türk Sazı (1914)
Ey Türk Uyan (1914)
Tan Sesleri (1915)
Ordunun Destanı (1915)
Dicle Önünde (1916)
Hastabakıcı Hanımlar (1917)
Turan'a Doğru (1918)
Zafer Yolunda (1918)
İsyan ve Dua (1919)
Aydın Kızları (1919)
Türk'ün Hukuku (1919)
Dante'ye (1920)
Mustafa Kemal (1928)
Kral Corc'a (1928)
Ankara (1939)
 
 
Faydanılan kitap ve makaleler :
 
Ahmet Vehbi Ecer, Dr, İkinci İnönü Zaferinin Türk Milletine Kazandırdığı Moral Güç, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 44, Cilt: XV, Temmuz 1999

Davıd Kushner, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu, Ay Köprüsü Yayınları
 
Sadık Tural, Prof.Dr,Bir Hayat Hikâyesinin Ana Çizgileri: “Millî Şair”http://www.edebiyatdergisi. hacettepe.edu.tr/198422sadiktural.pdf -Hamdullah Subhî Tanrıöver, Günebakan
 
Hayrettin Karaman, Prof. Dr, İA Cemaleddin Efgâni Maddesi
 
Nurullah Çetin, Yard. Doç. Dr, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Öteki Türler- http://www.aof.anadolu.edu.tr/kitap/IOLTP/2275/unite11.pdf
 
Mevhibe Savaş, Atatürk’ün Tarih Görüşü- http://turkoloji.cu.edu.tr/ATATURK/arastirmalar/mevhibe_savas_ataturkun_tarih_gorusu.pdf
 
Oyhan Hasan Bıldırki, Millî Mücadele Yıllarında Mehmet Emin Yurdakul, Hisar Dergisi, Sayı: 74 s. 18 - 19 / Şubat 1970
 
Ömer Çakır, Araştırma Görevlisi, Türk Edebiyatında Mustafa Kemal (Atatürk) İsminin Yer Aldığı İlk “Manzum” ve “Mensur” Esere Dair, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi , Sayı 49, Cilt: XVII, Mart 2001)  
 
 
Yusuf Akçura, Türkçülüğün Tarihi, İlgi Yayınları   
Yusuf Sarınay, Doç.Dr, Türk Milliyetçiliğinin Tarihî Gelişimi ve Türk Ocakları, Ötüken Neşriyat
 
Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, MEB Yayınları
 
Hamiş: 
 
Yusuf Akçura, Türk Ocakları'nın himayesi altında 1928 yılında İstanbul'da yayımlanan Türk Yılı adlı yıllığın hem yayımcısı hem de başyazarıydı. Kaleme aldığı ‘Türkçülüğün Tarihi’  bu yıllıkta 287-455. sayfalar arasında, eski harflerle yer alır.


[i]
Sadrazam konağı evrak odası
[ii]Hukuk Mektebi, Hukuk Fakültesi
[iii]Gümrük Bakanı.
[iv]Gümrük idaresinde yazı işleri müsveddelerini tutan kısım.
[v]Gümrük idaresinde Evrak İşleri Müdürü.
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ÇukurovaSanat Arşivi

ÇukuovaSanat Dergisi İndir

ÇukurovaSanat Yazarları

ÇukurovaSanat Duyuruları

ÇukurovaSanat Sayıları

ÇukurovaSanat Kapakları

Türk Şiiri

Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün377
mod_vvisit_counterDün837
mod_vvisit_counterBu Hafta2007
mod_vvisit_counterGeçen Hafta4513
mod_vvisit_counterBu Ay10608
mod_vvisit_counterGeçen Ay20230
mod_vvisit_counterToplam611357

Çevrimiçi: 32
IP Adresiniz: 54.196.198.213
Tarih: 16-04-2014 15:23